Stalker - Tarkovsky “DÜNYA ÇOK SIKICI BİR YER OLDU. TELEPATİ YOK, UFO YOK. ORTA ÇAĞ DAHA İLGİNÇTİ. HER EVDE RUH VARDI, KİLİSEDE DE TANRI.”
Kayıtlar
Evrensel kanunlar...
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
EVRENSEL KANUNLAR... 1 ) Teklik Kanunu: Dünyadaki her şey birbiriyle bağlantılıdır. Yaptığımız söylediğimiz düşündüğümüz her şey etrafımızdaki diğerlerini dolayısıyla evreni de etkiler. 2 ) Titreşim Kanunu: Evrende her şey hareket halinde titrer ve dairesel şekilde dolanır. Aynı şekilde düşüncelerimiz hayallerimiz duygularımız kelimelerimizde evrende enerji parçacıkları olarak titreyerek ve salınarak hareket eder. 3 ) Etki Kanunu: Her olumlu hareket düşünceler ve duygularla desteklenerek hayallerimizin dualarımızın gerçekleşmesini etkiler. 4 ) Aktarım Kanunu: Bu kanuna göre dış dünyamız iç dünyamızın yansımasıdır. Yaşamın gerçeği iç dünyamızın gerçeğidir. Huzurlu olmak için huzuru iç dünyamızda hissetmeliyiz. 5 ) Etki tepki Kanunu: Evrende meydana gelen hiç bir şey şansa bağlı değildir. Her etkinin bir tepkisi vardır. Ne ekersen onu biçersin. 6 ) Karşılık Kanunu: Etki kanununun olumlu işleyişiyle elde edilebilen nimetler mutluluklar zenginlikler ve mükâfatlarıdır. 7 ) Ç...
Broken vows...
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Broken Vows This was translated by Lady Gregory from an eighth century Middle Irish poem called Donal Og. I think it is one of the most moving and eloquently expressed poem i have ever read and I thought you guys might like to share it. Anyway see what you think It is late last night the dog was speaking of you; the snipe was speaking of you in her deep marsh. It is you are the lonely bird through the woods; and that you may be without a mate until you find me. You promised me, and you said a lie to me, that you would be before me where the sheep are flocked; I gave a whistle and three hundred cries to you, and I found nothing there but a bleating lamb. You promised me a thing that was hard for you, a ship of gold under a silver mast; twelve towns with a market in all of them, and a fine white court by the side of the sea. You promised me a thing that is not possible, that you would give me gloves of the skin of a fish; that you would give me shoes of the sk...
Tanrım beni yavaşlat...
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Tanrım, Beni yavaşlat. Aklımı sakinleştirerek kalbimi dinlendir… Zamanın sonsuzluğunu göstererek bu telaşlı hızımı dengele… Günün karmaşası içinde bana sonsuza kadar yaşayacak tepelerin sükunetini ver . Sinirlerim ve kaslarımdaki gerginligi, belleğimde yaşayan akarsuların melodisiyle yıka, götür. Uykunun o büyüleyici ve iyileştirici gücünü duymama yardımcı ol… Anlık zevkleri yaşayabilme sanatını öğret; bir çiçeğe bakmak için yavaşlamayı, güzel bir köpek ya da kediyi okşamak için durmayı, güzel bir kitaptan birkaç satır okumayı, balık avlayabilmeyi, hülyalara dalabilmeyi öğret… Her gün bana kaplumbağa ve tavşanın masalını hatırlat. Hatırlat ki yarışı her zaman hızlı koşanın bitirmediğini, yaşamda hızı arttırmaktan çok daha önemli şeyler olduğunu bileyim… Heybetli meşe ağacının dallarından yukarıya doğru bakmamı sağla. Bakıp göreyim ki, onun böyle güçlü ve büyük olması yavaş ve iyi büyümesine bağlıdır… Beni yavaşlat Tanrım ve köklerimi yaşam...
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
“Doğu ile Batı arasındaki fark, Türkiye’dir. Hangisinden hangisini çıkarınca geriye Türkiye kalır, bilmiyorum ama aralarındaki mesafe Türkiye kadar, ondan eminim. Ve biz orada yaşıyorduk. Her gün politikacıların televizyonlara çıkıp jeopolitik öneminden söz ettiği bir ülkede. Önceleri çözemezdim ne anlama geldiğini. Meğer jeopolitik önem, içi kapkaranlık ve farları fal taşı gibi otobüslerin, sırf yol üstünde diye, gecenin ortasında mola verdiği kırık dökük bir binanın ada ve parsel numaralarıyla yapılan çıkar hesapları demekmiş. 1.565 km uzunluğunda koca bir Boğaz Köprüsü anlamına geliyormuş. Ülkede yaşayanların boğazlarının içinden geçen dev bir köprü. Çıplak ayağı Doğu’da, ayakkabılı olanı Batı’da ve üzerinden yasadışı ne varsa geçip giden, yaşlı bir köprü. Kursağımızdan geçiyordu hepsi. Özellikle de, kaçak denilen insanlar… Elimizden geleni yapıyorduk... Boğazımıza takılmasınlar diye. Yutkunup gönderiyorduk hepsini. Nereye gideceklerse oraya… Sınırdan sınıra ticaret… Duvardan duvara...
Ursula K. Leguin - Mülksüzler
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
“Sadece şunu. Bak, nerede mülkiyet varsa orada hırsızlık olduğunu söyleyen Odo değil miydi?" "'Bir hırsız yaratmak için, bir sahip yaratın; suç yaratmak istiyorsanız, yasalar koyun.' Toplumsal Organizma." "Peki. Kilitli odalarda kağıtlar varsa, odalara girmek için anahtarları olan insanlar da vardır!” “Varolmanın yasası mücadeledir: Rekabet, zayıf olanın elenmesi,” “Urras'lılar zevk sahibiydi, ama bu zevk çoğunlukla gösterişe yönelik bir itkiyle çelişki içindeydi - bilinçli masraf. Nesnelere sahip olma isteğinin doğal, estetik kökeni ekonomik ve rekabetçi zorlamalarla gizlenip saptırılıyor, o da buna karşılık nesnelerin niteliğini ele veriyordu: tek elde ettikleri bir tür mekanik savurganlıktı." “Ama," dedi Oiie çabucak, "insanları düzen içinde tutan ne? Neden birbirlerini soyup öldürmüyorlar?" Sanki uzun süredir bastırmaya çalıştığı soru patlak vermişti. "Hiç kimse çalınacak herhangi bir şeye sahip değil. E...
Sabahattin Ali - İçimizdeki Şeytan
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
“Hayat dediğin başka nedir zaten? Ben şuna inanıyorum ki, üç buçuk günlük ömrümüzü kendimize zehir etmemek için ne mazideki hayatımıza ve kaçırdığımız fırsatlara ne de istikbalin olmayacak hülyalarına kulak asmayarak bugünümüze hapsolup yaşamalıyız.” “Hayatta hiçbir şey bizim arzumuza tabi değildir. Gerçi bu bir felaket, lakin hilkat{36} bize bu felaketi hafifletecek bir vasıta da vermiş: Etrafı çeşmi ibretle temaşa kabiliyeti..." “Yaşamak ve yeryüzünde üç adımlık bir yer işgal etmekle mühim bir iş yaptıklarını zannederler. Kimisi gençliğine mağrurdur; kimisi ihtiyarlığına ve tecrübesizliğine dayanıp böbürlenir; kimisi eskiden neydim diye övünür; kimisi ilerde neler olacağını ihsas ederek{37} itibar kazanmak ister. Hepsi birden mahiyetini asla anlamadıkları bu değirmenin içinde yuvarlanıp giderler ve kâinatın mihverinin{38} kendilerinden geçtiğini vehmederler." “Halbuki insan yalnız esas meseleleri halletmek için kafasını yormalı ve teferruat kendiliğinden iyi bi...