Kayıtlar

Haziran, 2017 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Evrensel kanunlar...

EVRENSEL KANUNLAR... 1 ) Teklik Kanunu: Dünyadaki her şey birbiriyle bağlantılıdır. Yaptığımız söylediğimiz düşündüğümüz her şey etrafımızdaki diğerlerini dolayısıyla evreni de etkiler. 2 ) Titreşim Kanunu: Evrende her şey hareket halinde titrer ve dairesel şekilde dolanır. Aynı şekilde düşüncelerimiz hayallerimiz duygularımız kelimelerimizde evrende enerji parçacıkları olarak titreyerek ve salınarak hareket eder. 3 ) Etki Kanunu: Her olumlu hareket düşünceler ve duygularla desteklenerek hayallerimizin dualarımızın gerçekleşmesini etkiler. 4 ) Aktarım Kanunu: Bu kanuna göre dış dünyamız iç dünyamızın yansımasıdır. Yaşamın gerçeği iç dünyamızın gerçeğidir. Huzurlu olmak için huzuru iç dünyamızda hissetmeliyiz. 5 ) Etki tepki Kanunu: Evrende meydana gelen hiç bir şey şansa bağlı değildir. Her etkinin bir tepkisi vardır. Ne ekersen onu biçersin. 6 ) Karşılık Kanunu: Etki kanununun olumlu işleyişiyle elde edilebilen nimetler mutluluklar zenginlikler ve mükâfatlarıdır. 7 ) Ç...

Broken vows...

Resim
 Broken Vows This was translated by Lady Gregory from an eighth century Middle Irish poem called Donal Og. I think it is one of the most moving and eloquently expressed poem i have ever read and I thought you guys might like to share it. Anyway see what you think It is late last night the dog was speaking of you; the snipe was speaking of you in her deep marsh. It is you are the lonely bird through the woods; and that you may be without a mate until you find me. You promised me, and you said a lie to me, that you would be before me where the sheep are flocked; I gave a whistle and three hundred cries to you, and I found nothing there but a bleating lamb. You promised me a thing that was hard for you, a ship of gold under a silver mast; twelve towns with a market in all of them, and a fine white court by the side of the sea. You promised me a thing that is not possible, that you would give me gloves of the skin of a fish; that you would give me shoes of the sk...

Tanrım beni yavaşlat...

Resim
Tanrım, Beni yavaşlat. Aklımı sakinleştirerek kalbimi dinlendir… Zamanın sonsuzluğunu göstererek bu telaşlı hızımı dengele… Günün karmaşası içinde bana sonsuza kadar yaşayacak tepelerin sükunetini ver . Sinirlerim ve kaslarımdaki gerginligi, belleğimde yaşayan akarsuların melodisiyle yıka, götür. Uykunun o büyüleyici ve iyileştirici gücünü duymama yardımcı ol… Anlık zevkleri yaşayabilme sanatını öğret; bir çiçeğe bakmak için yavaşlamayı, güzel bir köpek ya da kediyi okşamak için durmayı, güzel bir kitaptan birkaç satır okumayı, balık avlayabilmeyi, hülyalara dalabilmeyi öğret… Her gün bana kaplumbağa ve tavşanın masalını hatırlat. Hatırlat ki yarışı her zaman hızlı koşanın bitirmediğini, yaşamda hızı arttırmaktan çok daha önemli şeyler olduğunu bileyim… Heybetli meşe ağacının dallarından yukarıya doğru bakmamı sağla. Bakıp göreyim ki, onun böyle güçlü ve büyük olması yavaş ve iyi büyümesine bağlıdır… Beni yavaşlat Tanrım ve köklerimi yaşam...
Resim
“Doğu ile Batı arasındaki fark, Türkiye’dir. Hangisinden hangisini çıkarınca geriye Türkiye kalır, bilmiyorum ama aralarındaki mesafe Türkiye kadar, ondan eminim. Ve biz orada yaşıyorduk. Her gün politikacıların televizyonlara çıkıp jeopolitik öneminden söz ettiği bir ülkede. Önceleri çözemezdim ne anlama geldiğini. Meğer jeopolitik önem, içi kapkaranlık ve farları fal taşı gibi otobüslerin, sırf yol üstünde diye, gecenin ortasında mola verdiği kırık dökük bir binanın ada ve parsel numaralarıyla yapılan çıkar hesapları demekmiş. 1.565 km uzunluğunda koca bir Boğaz Köprüsü anlamına geliyormuş. Ülkede yaşayanların boğazlarının içinden geçen dev bir köprü. Çıplak ayağı Doğu’da, ayakkabılı olanı Batı’da ve üzerinden yasadışı ne varsa geçip giden, yaşlı bir köprü. Kursağımızdan geçiyordu hepsi. Özellikle de, kaçak denilen insanlar… Elimizden geleni yapıyorduk... Boğazımıza takılmasınlar diye. Yutkunup gönderiyorduk hepsini. Nereye gideceklerse oraya… Sınırdan sınıra ticaret… Duvardan duvara...