"duymak için, susmak gerekir" (ursula k leguin)
“benim gibi adamlar için, yani aşkı ve acıyı, mutluluk ve sefaleti eninde sonunda ezeli bir yalnızlığın bahanesi haline getiren benim gibi keder erbabı için, hayatta ne büyük sevinçler olur, ne de büyük üzüntüler." (orhan pamuk-benim adım kırmızı)
"insan çocukken bir büyük saadet ülkesinde yaşıyor, sağa sola şuursuzca koşturup neşeyle kişniyor. sonra büyüyor, büyüdükçe salaklaşıyor, salaklaştıkça unutuyor o mesut diyarı, bir nevi ölüyor. çocuklukla yaşlılık arasındaki dönem araf misali; kitabesi ağır mesailerle, küçük hesaplarla, kesif mutsuzluklarla yazılan bir mezartaşının gölgesinde azap gibi boktan hayatlar. yetişkinler zombilere benziyor..." (murat uyurkulak-bazuka-kırmızı)
"her şey bir yalanken, aldatmaca ağlarının içine dolanmışken, gerçek; ondan ne çıkarırsan odur. hangi yolun doğru olduğunu bileceksin çünkü o yolu kendin doğru kılacaksın."
(r a salvatore)
"sistemi yenmek için sistemin oyununu oynamak. belki biraz ikiyüzlülük, biraz kıvırtmaca; ama herkesin sofrasında yemeğe, herkesin başını sokacak bir yere ihtiyacı var. (paul auster-görünmeyen)
"(...)sizinle savaşılmaz, sana baktığımda ikimiz adına acı duyuyorum, aynı türden olmasaydık, sen insanlığa devam etseydin, ben uyuz bir köpek olsaydım." (Murat Uyurkulak - Tol)
bir panelde "doğu neresidir?" diye bir soru yöneltildi.
- "batının bombaları nereye düşüyorsa orası doğudur" dedim.
(Amerikan köpekleri)
"sizin dinlemek isteyip istemediğinize bakmaksızın, neden bir böcek bile olamadığımı anlatmak geliyor içimden. şunu bütün ciddiyetimle söylüyorum ki, birçok kez böcek olmak istedim. ancak bana bu onur bile bahşedilmedi. yemin ederim ki, gereğinden fazla bilinçli olmak hastalıktır, gerçek ve tam bir hastalık. gündelik yaşantımız için sıradan bir insanın bilinci yeter de artar bile" (Dostoyevski-yer altından notlar)
"düşünceyi izleyemediği zaman, hatanın düşüncede olduğuna inanmak, dar görüşlülüğün eski dramıdır." (jack london- martin eden)
"o bütün bunları yaşamış, unutmuş, sonra yine yaşamış ve unutmuştu, çünkü esas olan budur. insan bu yaşa kadar ancak unutarak yaşayabilir. marifet sanki!" (barış bıçakçı)
"insanların gövdeleri vardır ve bu bedenler acıyı hissettikleri, hastalandıkları ve öldükleri için, insanın yaşamı insanlığın başlangıcından beri zerre kadar değişmemiştir. gerçi ateşin keşfi, insanı ısıtmış ve çiğ et yemekten kurtarmıştır; köprülerin inşası, insanın ayaklarını ıslatmadan ırmakları, dereleri geçmesine yaramıştır; uçağın icadı, bir yandan insanın kıtaları, okyanusları aşmasını sağlarken, öte yandan da jet lag ve uçuş sırasında film izlemek gibi yeni olgular yaratmıştır ama insanoğlu çevresindeki dünyayı değiştirmiş olsa bile, kendisi değişmemiştir. yaşamın gerçekleri değişmez. yaşarsın, sonra da ölürsün. bir kadının bedeninden dünyaya gelirsin, doğduktan sonra sağ kalmayı başarırsan, yaşamını sürdürebilmen için annenin seni besleyip bakması gerekir ve doğduğun andan öldüğün ana kadar başından geçen her şey, içinde kabaran her duygu, her öfke patlaması, her ihtiras dalgası, her gözyaşı, her kahkaha, ömrün boyunca hissedeceğin her şey, ister mağara adamı ol, ister astronot, ister gobi çölü'nde, ister kuzey kutbu'nda yaşa, senden önce yaşamış herkesin hissettiği şeylerdir." (paul auster-sunset park)
"intiharları hariç tutarsak,hayatta en ciddi karar,çocuk sahibi olmaktır." (thomas szasz-vahşi lisan)
"ya hatalarınla yüzleşir ya da hatalarınla yüzsüzleşirsin. cahil olmak ayrı, pislik olmak ayrıdır. "(Dostoyevski-yer altından notlar)
"neden?"e olan ilginin eksikliği nedensellik kavramını ortadan kaldırır ve geçmişi kesip atar. "ne için"'e olan ilginin olmayışı uzun vadeli amacı ortadan kaldırır ve geleceği kesip atar." (ayn rand)
"özgürlük kimse tarafından sevilmemeyi göze almaktır." - bizim büyük çaresizliğimiz (barış bıçakçı)
"acımasızlık, bir ahlak bozukluğu olmanın ötesinde, doğanın bize nakşettiği ilk yasadır. yasalarınızı, cezalarınızı, geleneklerinizi ortadan kaldırın, acımasızlığın tehlikeli hiçbir etkisi kalmaz." (dolmance)
"tanrı ona inananlar olduğu sürece vardır" (tim robbins-parfümün dansı)
Seni bir makine biçimine sokmuşlar. Seçme hakkını elinden almışlar. Toplumun kabullendiği davranış türlerine boyun eğmek zorundasın. Sadece iyilik yapmakla görevli küçük bir makinesin.
Tüm hayvanların en zekisi, iyiliğin ne demek olduğunu bilen insanoğluna bir baskı yöntemi uygulayarak onu otomatik işleyen bir makine haline getirenlere kılıç kadar keskin olan kalemimle saldırmaktan başka hiçbir şey yapamıyorum...
(Anthony Burgess, Otomatik Portakal)
"Satranç hayat gibidir David," demişti babası. "Her parçanın kendi işlevi vardır. Bazıları zayıftır, bazıları ise güçlü. Bazıları oyunun başında işe yarar, bazılarysa sonunda. Ama kazanmak için hepsini kullanmak zorundasın. Aynen hayatta olduğu gibi, satrançta da skor tutulmaz. On parçanı kaybedip, yine de kazanabilirsin oyunu. Satrancın güzelliği budur işte. İşler her an tersine dönebilir. Kazanmak için yapman gereken tek şey tahtanın üzerindeki olası hamleleri ve anlamlarını iyi bilmek ve karşındakinin ne yapacağını kestirebilmek."
"Şizofren nasıl bir şey?" diye sordu Caine tedirgin şekilde. Kardeşine bunu daha önce hiç sormadığını düşündü bir yandan da. "Nasıl hissediyor insan kendini?"
Jasper omuz silkti. "Hiçbir şey oluyormuş gibi hissetmiyorsun. Yanılsamalar gerçek gibi. Doğal hatta olması gerektiği gibi. Sanki hükümetin düşüncelerini okumaya çalışması dünyanın en mantıklı ve doğal şeyiymiş gibi geliyor, ya da en yakın dosyunun seni öldürmesi falan." Bir an sustu kaldı. "Bu yüzden çok korkutucu."
(Adam Fawer, Olasılıksız)
"...buna içimdeki şeytan diyordum; müdafaasını üzerime almaktan korktuğum bütün hareketlerimi ona yüklüyor ve kendi suratıma tüküreceğim yerde, haksızlığa, tesadüfün cilvesine uğramış bir mazlum gibi nefsimi şefkat ve ihtimamıma layık görüyordum. halbuki ne şeytanı azizim, ne şeytanı? bu bizim gururumuzun, salaklığımızın uydurması... içimizdeki şeytan pek de kurnazca olmayan kaçamak yolu... içimizde şeytan yok... içimizde aciz var... tembellik var... iradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey: hakikatleri görmekten kaçmak itiyadı var... hiçbir şey üzerinde düşünmeye hatta bir parçacık durmaya alışmayan gevşek beyinlerimizle kullanmaya lüzum görmeyerek nihayet zamanla kaybettiğimiz biçare irademizle hayatta dümensiz bir sandal gibi dört tarafa savruluyor ve devrildiğimiz zaman kabahati meçhul kuvvetlerde, insan iradesinin üstündeki tesirlerde arıyoruz." (Sabahattin Ali- İçimizdeki Şeytan)